Ana Sayfa
Kaplan Dağ Restoran
Tarihçe
Tarifler
Menü
Rafet Amca'nın Dükkanı
Basında Kaplandağ
Ege Mutfağı
Tire
Tire Pazarı
Nereye Gidelim?
Alışveriş
Linkler
Ziyaretçi Defteri
TİRE

 


Gizli bahçe

Anıt ağaçlar gölgesinde, güller ve bülbüllerle örülü gizli bir bahçe... Antikçağdan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya bir tarih, kültür ve sanat evreni... Aydın Dağları'yla Küçük Menderes Ovası'nın karşılaştığı yerde dünle bugünü dost kılan Tire, yapıları, insanı, efsaneleri, inanışları ve gelenekleriyle binlerce yılın dokusunu sonsuz hoşgörüsünde buluşturuyor.

Kısmetini arayan yeni gün, minareler, zaviyeler, türbeler, hamam kubbeleri, han eskileri arasından süzülüp güllere değerek bereket yükünü Tire'ye boşaltıyor. Bugün hem sıcak, hem salı. Bugün Tire pazarı. Tartı kontrolünden sonra alışverişi duayla açan Ahi Baba artık dillerde kalsa da pazar duası geleneği beni sarmaşıklı bir kahvede yakalıyor. Gecikmiş esnaf çarşı ortasında birden durup avuçlarını gökyüzüne çevirirken, yaprak örgüden sızan ışıkçıklar duayla birlikte çayıma dökülüyor. Kanuni'nin defterdarlarından Abdüsselam Efendi, Serban Hanı adıyla yaptırdığı Ali Efe Hanı'nı şimdi görse tanımaz; nice yük ve tacir ağırlamış kemerli kapı, çağdaş pazar kalabalığından bir kesiti avlu önüne dizmiş: Bir kadın, bir soğan, bir çocuk, bir cücük... Bir kadın, bir kap salça, bakraç yoğurt, bir tutam asma. Hanlığından vazgeçip otoparklaşmış Ali Efe Hanı, Aydınogulları'ndan kalma mekânda eskiden pazartesi kurulup sonradan salıya alınan tarihi pazarın tanıdık seslerini dinliyor. Kutsal Efes'in antreposu Tire binlerce yıldır ticaret soluyor. Bellere dolanmış peştamallar yakıyor olmalı ama teyze yüzleri para üstü verdikçe, 250 yıl para basan Tire Darphanesi kadar gururlanıyor. İğne oyaları Tahtakale Camii'ne yakın tezgâhlara serili: Yazma çember kenarına dizili küpe, lale, yıldız, elibelinde, zellengadeh motifleri. Tire pazarınn satıcı kadınlarıyla San Fransisko sokaklarının sarışın alıcılarını birbirinden pek uzak saymayın. Dünya artık küçük olmasa, sırtını Göme Dagı'na yaslamış Tire'nin çarşısında bulduğum yönetmen Kimberley Harrison'u koltuğunun altında iğne oyası üzümlü yazmalarla, ilçenin su an tek çalısır paklanma yeri Eski Yeni Hamamı'na yollayabilir miyim? Grace Kelly kılıklı, Meg Ryan tebessümlü Kimberley alelacele natıra haber salınısını, yaşlı teyzenin belinde koca bir anahtar destesi dilinde bir alay buyur sözcüğüyle göreve koşuşunu hiç unutamayacak! O kese sanatını kesfededursun, benim içimden Yalınayak Hamamı'nın nicedir zincirli kapısını aralayıp asrın tozunu taşıyan göbektaşının ortasına, örümcekli nemin kokusuna uzanmak geçiyor. Ama harap görkemin kubbesinden solgun yağmur gibi dökülen gün ışığıyla idare etmek gerekecek. 1866'daki tamirinde 25 okka pekmez, 8 okka zeytinyağı, bir okka beziryağı, 35 yumurta kullanıldığı kayda geçen Mehmet Ağa Hamamı'na harcanan onarım malzemesi, bugün Yalınayak Hamamı'ni kurtarmaya yetmez.

Ama Tire beklemeyi, ummayı biliyor. Burada derin düşünce, umut, sabır ve öğrenme, gündelik hırgürle iç içe. Alışveriş arasında Yeni Cami avlusunda ıhlamur altında mezar taşlarına karşı erik yıkıyorsunuz. Gazazhane Mescidi'nin önü zeytin, bezelye. Sokak düğünleri için kalaylanacak dev keşkek kazanları Leyse Camii'ne inen yolda sıra bekliyor. Şen sohbetli Güner Amca'nin üssü `Çavuş'un Yeri' nargile kahvesinde, 92 kış yaşamış Mehmet Dede, bir tertibi 400 bin liraya inceden bir duman içinde 19 Mayıs trampetlerini dinliyor. Akademili ressam/ ögretmen dahası filozof Seha Gidel'in hafif küskünlükle çerçeveli inzivasina da gidiyor olmalı bu sesler. Hele eski hamam/atölyede yarım duran Balim Sultan tuvalinin başında Seha Bey'in yüreğinde bir renge dokunursanız, tarihi Tire bandosuyla başlar, şimdi dökük Şehir Sineması'nı ihya eden, kente ilk floresanı getiren, terzilere patronla biçmeyi öğreten Mösyö Slav'la, Muhlis Sebahattin'le, Süheyl Ünver'le derinleşir dertleşmeler.
Fatih'in saray kadrosunu beslemiş Tire ruhu, kültür, ilim irfanla dokunmuş. İnanmazsanız kubbesinin altında 1147'si yazma 2282 cilt Osmanlı dönemi eseri bulunduran 1827 doğumlu Necip Paşa Kütüphanesi'ne süzülün. Burayi yaptıran devlet adamı Gürcü Mehmet Necip Paşa'nın vakfiye şartnamesine koydurduğu ilginç bir madde var: 100 kuruş maaşla görev alacak memurun `üzüntüsüz' olması! Mikrofilm üniteli, bilgisayarlı, tarihi kültür ocağının bugünkü tek üzüntüsü, ek bir okuma odasına daha sahip olamayışı... Bir gülistanda yaşayan Tire Müzesi de ziyaretinizden hoşnut olacaktır. Aynı anda kapıda buluşan dört Hasan Bey'in arasına düşüp adını hafızama Dört Hasan Tire Müzesi diye yazdığım güllü tarih evinde, bismillah yazılı pirinç tanelerinden fosilleşmiş karpuz çekirdeğine, tekkelerde kullanılan nefir ve zilli masalardan kuşak kuşak iğne oyalarına kadar bin bir yaşanmışlık sergileniyor. Ve minicik Roma kandilleri ve uzun bekleyişlerin kanıtı, camdan gözyaşı şişeleri... Sonradan birileri, `İçleri dolu mu' diye sorduğunda keşke gülmeseymişim.
Gün bitişlerine doğru, yorgunluktan `et kırığı' olunca, parklarda ya da Ögretmenevi'nin gölgeli bahçesinde çay içmeli. Batı Anadolu Tarihinde İlginç Olaylar, Belgelerle Beylikler Devrinde Tire adlı eserleri, ilim adamı sabrı, derin bilgisiyle bize çağlar ve ilginç bilgiler aktaran araştırmacı Munis Armağan, Tireli şair Hüseyin Evcil, ev sahipliğiyle rehberliği gönülden yapan Hasan Öğretmen'ler gölgeler uzayınca kendi sokaklarına çekilip bahçeyi, her gün ortalama 700-800 kişiyi doyuran, akşamları da Tire köftelerine az buçuk kürdilihicazkâr koyup yollayan aşçı Feridun Usta'ya bırakacaklar. Şair Evcil kalır belki, çünkü biliyorum, o sormak istiyor kendi diliyle: `Sen/ sıradan bir yolcu musun?/ uzaklaşma yeryüzünden/ kim söyledi savaşların bittiğini, kim?' Bense bir barış diyari bulduğumda ısrarlıyım.
Tire'de dokunan zaman, çokrenkli, çokkatlı bir serüven. Çarşıda asmalara kükürt almak, Kutu Han'da salıya mal yetiştiren urgancıları seyretmek, suyla çay içmek, Abdülkadir ustadan pazılı katmer yemek, atlara hamut, develere havut bakmak gibi gündelik eylemlerin tezgâhları, iç yolculukların mekânlarıyla sarmaş dolaş. Tire Emiri Süleyman Şah'la, büyük İslam yorumcusu, bilgin `İbni Melek' İzzettin Ferişteh'in uyuduğu güllü, gölgeli bahçe, yaşamın göbeği. Bütün uzaklıklar, birkaç adım: Tire'deki ilk Osmanlı eseri ve Anadolu'daki ilk yarım kubbeli dini yapi Yeşil İmaret Zaviyesi'nin sırlı tuğla minaresi gökkuşağına dolanmış gibi. Tahtakale Camii, Bakırhan, cumbalı evler, minaresi mısır koçanını andıran yivli işlemesiyle Karahasan Camii... Tire'de tarihi ibadet yerleri, minarelerin tuğla işçiliği ve farklı bezemeleriyle ünlü. Kurt ve Doğancıyan Zaviyesi `çam kozalaği', Mehmet Bey Camii `kilim deseni', Hüsamettin Camii `kırık yiv', Tahtakale Camii `zencirek' tabir edilen formları minarelerinde sergiliyor.
Aydın sancağına merkezlik etmiş İzmir ilçesi Tire, Hititler, Bizans, Beylikler ve Osmanlı'yla örülü geçmişini çınarlar, güller, çeşmeler arasına saklamış. Beylikler döneminde her mahallede külliye düzeni ile dikkat çeken, son yıllarda pek çok tarihi eseri, yapılaşma ve unutulusa kurban veren Tire'de 41 caminin çoğu Selçuklu ve Osmanlı'dan kalma olup beşi yeni. Anadolu'nun Türkleşme ve İslamlasma sürecinde önemli rol oynayan Aydınoğulları'nın kenti, Selçuklu'dan Osmanlı'ya geçişte köprülerden biri. Müslüman, Rum, Yahudi, Ermeni ve Bulgar halkın bir zamanlar ortak yaşam sürdüğü Tire'de, Şemsi Mescidi alt katındaki kiliseyle, geçmişteki kabul ve hoşgörüyü hatırlatıyor. İbn Batuta'nın kaydındaki 70 tarikat tekkesi, çoktan tarih. Ama gelincikli dar yoldan Ali Baba Dergâhi'na yol düşürmeli. Hacı Bektaş Veli'nin arkadaşlarından Bahaeddin Baba'nın oğlu Ahi Babası Ali Baba, belki şu an ülkede yaşayan tek Bektaşi tekkesinin ulusu. Halen Sırrı Balim Bey'in arazisi içinde vakıf mülkü olarak yer alan tekkede namaz törenlerinin yapıldığı `meydan' salonda, Dede Baba'nın başköşesi hemen göze çarpıyor. Tuzla başlayıp tuzla biten sofralar, Bektaşi sırrının fısıldandığı törenler, şimdi halkın akın ettiği kule ağaçlı serin bir mesire yeriyle içli dişli. Dergâhı bekleyen belki 800 yıllık servinin altında, üzerimden bir parça iplik yolup kalabalık dilek ağacına doluyorum. Kim bilir?

Burada, adı `şehir' demek olan Teira'dan, Thyrea, Thyraia ve Tire'ye değişmiş bu `Küçük Bursa'da güller hali, bülbüller deli, gölgeler derin, ağaçlar ulu. Bülbüllerin deliliği dostumuz Ahmet Bey'e göre geceden sabaha su gibi ötüşlerinden. Kavak denen çınarlar, `sevli, selvi' denen kavaklar, pelit denen meşeler minarelerle yarışta: İki, üç yüz yıllık servilerin, çınarların üzerinde `tabii anıttır' tabelası asılı. Yol tariflerine `birinci kavaktan (çınar) değil, ikinciden sağa dön' türü cümleler oturmuş. Ağaçlar, perili Kanlı Pelit misali öykülerle dal budak.
Tarihçilere göre `Keşişler Yöresi', `Rum'un Meşhur Şehri', `Şehri Muazzam', `Eski Taht Şehri' Tire'de insan hamurunu kıvamında yoğurmak için malzeme bol gibi. Birbirini aslinda pek sevmeyen soylulukla alçakgönüllülük burada barışık. Hoşgörü, incelik, konukseverlik, çiçek tutkusu, sanat ve zanaat, katılım ve inziva, bağışlama ve kanaatkârlık, dostluk ve keyif, tarih içine sığışmış yangın, deprem ve savaşların hoyrat izlerini özenle kapatıyor. Ya Hasan Amca'nın urganları? Dutalanı Sokak'ta, içinden incir çıkmış çınarın altında `hadi arkadaş' diye seslendiği eşi Sevim Hanım'la, bir zamanlar Fatih'in gemilerini karadan çekmiş Tire urganlarının son uzantılarını desteliyor. Osmanlı'da Tire'nin `göğsünü kaldıran urgancılık' şimdi plastik iplerle köşe kapmaca oynuyor. Müstahdemlikle urgancılığı birlikte götüren Mehmet Yazaroğlu henüz genç diyelim, ıskata koyduğu soyulup liflenmiş kendiri kılıçla dövüyor, tarıyor, işliyor, bağlıyor bir güzel. Hasan Karaoğlan ise torun seveceği saatlerde Sevim Teyze'yle çark başında. Sırtına vurduğu kendir yığınını koltuğunun altından usul usul parmak uçlarına vererek beline bağlı ipler boyunca gidip geliyor, çarkları çeviriyor, elindeki `gıygı' ya da `zıygı'yla kendir tüyünü silip yatıraraktan `ile' denen inceleri `toplu'ya, `toplu'ları urgana, urganları desteye dönüştürüyor. Tire urganı, ayağı örtecek bir Tire yorganı getirse iyi; kazanılan ancak boğaza yetiyor. Yaşamı `gel, gör, geç bir rüya' sayan yeşil zeytin bakışlı, derviş duruşlu Hasan Amca'da ise şikâyete, isyana dair hiçbir söz, iz yok.

Burada yorgunluğun panzehiri çok. Gün ışığı kahvelerde eskiyince, kimi ev yolunu tutarken kimi motosikletine, kamyonetine, otomobiline binip dağ köylerine vuruyor kendini. Manzaralı bir köşeye park edip bira içmeye `piyizcilik' deniyormuş. Karşı Bozdağ'a, düz ovada ışıklanan Bayındır'a Ödemiş'e böyle saatlerce bakmak âdetten. Osmanlı döneminde özel günlerin, bayramların başlangıç ve bitişini tayinle uğraşan Tire Hisarlık köyünün `uzman ay bakıcıları'nın yaptığına pek benzemiyor onlarınki. Daha sonra Değirmen'e gitmek, Toptepe Belediye Tesisleri'nde konaklamak, Cambazlı'nin yüksegindeki Efe'de `göverte'ye kurulmak seçenekler arasında. Görgülü'de pasta şefliğiyle İstanbul'u tatlandırmış fizik kimya biyoloji ögretmeni Lütfü Çakır'ın Kaplan köyünde kurduğu cennetin kapısını da tıklatabilirsiniz. Balerin etekli pembe sardunyalar, mor ustası karanfiller sulanmışlığın ılık neminde demleniyorlardır o saatler. Mozart, nihavent ya da bu toprağın sesi neyzen Şenol Filiz'in nefesi eşliğinde mutfağa şeflik yapan Hürmüz Hanım patlıcan balığını (lalengi) tavaya atmıştır, kabak çiçeğinin taze rengi dolmalara dolanmıştır, baharsa kuzukulağı, iğnelik, ısırgan, menengiç de vardır, kaşık salatasınaysa düşlerle birlikte dalabilirsiniz. Eski `voyvoda konaklarının billur kadehleri'ne benzemese de Lütfü Bey minyatür gönül kadehleri, peymane ya da poturaki çıkarabilir size. Kahveden önce, ne reçeli olduğunu size asla söylemeyeceğim o cennetten çıkma tatlıyla ya da cevizli ballı taze lorla şaşırtın dilinizi. Lütfü Bey ve Hürmüz Hanım doğalı ve doğayı sevenleri, ressam Seha Bey'in deyimiyle `rakıyı çiçek sular gibi' içenleri (selleyerek değil, nazikçe), cep telefonlarını sık ve yersiz kullanmayanları, yaşama dair sohbeti bilenleri keyif ve titizlikle ağırlıyorlar. Köye adını veren Girit Fatihi Kaplan Ahmet Paşa'yı sonsuz uykusundan uyandırmadan, Rodos seferi dönüşü burada dinlenen Kanuni'yi çağın gürültüsüne boğmadan...

Ama Tire'yi keşfe çıkan yolcu, yükseklerde her an mevsimlik fırtınalara karışabilir: Işık, bulut topu ve şimşeklerin, tepeler üzerinde `karambol' oynadığı saatler... Tire Yahudilerinden kalma oyunda kısa tahta `lek'leri devirmeye uğraşan `meşe'leri (top) seyrederken olduğu gibi, hiçbirinin az sonra nereye değip sayı alacağını bir türlü kestiremiyorum. Üstelik bu eşsiz spor eğlencesinin müdavimleriyle dolu Alaybey Parkı'nda, Tire'de tek kalmış açık hava karambol sahasında da değiliz. Aydın Dağları'na çökmüş fırtına, ağaç dallarını paralayıp duran rüzgâr üfürtüsü, ambarı eksilmeyen Buğday Dede'ye, eşi Tire'nin kurucusu Sire Hatun'a, Beni Ayıran Dede'ye, uslanmayanları durultan Amal Dede'ye, Alamadan Dede'ye, Balim Sultan Türbesi'ne değdikçe uslanacak. Bektaşiliğin ulularından adap erkân önderi Balim Sultan, söze göre 500 yıllık olan meşenin gölgesinde, türbe kapısının üzerinde yazılı derman arayışıyla bekliyor: `Leyl ü nehar/ Yandım ta/ Bulam derman/ Bu derdime/ Derman Pir/ Balim Sultan/... Nevruzun benzersiz bir coşkuyla Tire'de kutlanışının kaynağı, gene Balim Sultan ve zengin doğası. Yağmur varsa ertelenen şenliklere hasta olsan yatağından kalkıp gideceksin, bu kural! Çal Dede de şenlik ister, kazanlarla yemek, maya güreşleri bekler eylülde, yoksa rahatsız olur.
Yatırlar, Babalar, Dedeler toprağı Tire, dağ köylerine çıkıldıkça rüzgârlanıyor. Cambazlı, Kaplan, Küçükkömürcü, Büyükkömürcü, Dündarlı, Dibekçi, Musalar, Toparlar, Palamutköy, Basköy yükseldikçe çocukken çizdiğimiz kuru boyalı köy resimlerinin içine yerlesiyor. Belli ki teraslama yapılmış incir bahçeleri, bıyık döken kestaneler, karadut şurubu ve taze ceviz, yanına bir `topan' ekmekle `kekirsi' kent ağızlarını ballandırmaya yetecek. Tire, soysuzlaştıran patlak turizmin elinde paralanmadan, bu gizli bahçede güzelliği yutmadan yaşamayı bilenleri ağırlayabilse... Elbet bu arada, gecelemek isteyenler için birkaç `han kapısı' açabilse! Bu yazıyı, üslupsuzluğa kurban bir metropolün göbeğinde, süs dikeninin sarı çiçeklerini severken yakaladığım bir boya ustasına yolluyorum. Onu daha önce görseydim, Ali Baba'daki dilek ağacına bir parçacık tire de onun için bağlardım.

LEYLA İSMİER